Eos’u görmeye gittik..

Öncesinde ben marina marina dolaşarak tekne baktım. Bildiğin yola çıktım, bahtıma misali.. Taaaaaa Finike’ye kadar gittim.. Dolaştım… Bu arada Teoman Ağabey bana Finike Marina’nın eski müdürü Osman Bey’in telefonunu verdi. Osman Bey artık tekne alım satım, giriş-çıkış işlemleri yapan bir acente açmış. Bana elinde tam istediğim amaca uygun bir, iki tekne olduğunu söyledi. Ben de görmeye geleceğimi söyledim. Bu arada Marmaris’te de Gino Yatçılık ile görüşüyorum. Açıkçası Gino’da kiler gayet açıklıkla bana göstermek istedikleri her bir teknenin olası masraflarını da bildirdiler ki teknenin aslını bilmek çok da rahatlatıcı bir durum. Önce Marmaris Yatmarin’de ki tekneleri gördüm. Bazı tekneler pek hoşuma gitti ancak bütçemi de aşmayı hiç istemedim. Çünkü sonrasında çıkacak masrafları da göz önüne almak gerekiyordu. Tekne alırken benim için iki seçenek var.. Ya tam donanımlı bir tekne ya da tüm donanımını kendim takip edip-yapacağım bir tekne.. Birinci seçenek rahatlık demek ama ekstra borç demek. Bir anda cebinizden 55.000-60.000Eur çıkması gerekiyor. Bu benim sevmediğim bir durum. Banka kredisi vs gerektiriyor. İkinci seçenek ise sağlam gövde, direk bir tekne alıp 2-3 yılda kendin yapmak. İkinci seçenek de aynı zamanda çok şey öğreniyorsun. Çünkü neyin nerden geldiğini ve nereye gittiğini kendin biliyorsun. Ben ikinci seçeneği takip ettim. Bu arada; Akdeniz havzasının tamamını nerdeyse araştırdığımızı ve her olasılığı maliyete kattığımızı burada uzun uzun anlatmak istemiyorum. Gerçi bu tembelliğim bana sonradan ‘’Ama siz de buna da ya da buraya da baksaydınız’’ gibi gereksiz ukalalıkları duymama yol açacak farkındayım.. Umurumda değil.. Bu nedenle şimdiden çenenizi kapatabilirsiniz. Çünkü bu yorumları yapacaklara yaranmaya çalışmak deveye hendek atlatmaktan zordur. Ki deve hendek atlamaz.. atlayamaz..
Her neyse biz devam edelim.. Gino’da ki görevliler bana Finike Marina’da bir tekne var görmek ister misin Moody 34 CC diye sordular.. Ben nasıl olsa gideceğim tamam dedim. Hakan Hamiş’i aradım.. Araba lazım.. Ona da eğlence lazımmış herhalde ki hiç naz etmedi.. Atladık ertesi günü sabah erkenden gittik. Tekne normalde kapalı. Anahtarı da marina ön büro da. Açtılar, içini gördük..
Eos… haydaa gene mi yahu.. sen de ne şıpsevdisin be kardeşim..

Eos… Eos… Sahibi hiçbir yere el sürmesinler demiş.. Ben geleceğim ben göstereceğim her yeri demiş.. Saygı duyduk.. ve gerçekten dokunmadan çıktık.. Bu arada forumda Öcal Korsan’ın da yazdığı, Osman Bey’in önerdiği bir tekneyi gördüm.. Full keel.. ama bana çok büyük de demeyeyimde…çok geldi.. bilemiyorum.. sevemedim.. Bir de zaten bütçemi aşıyor.. Masrafı belli.. Çünkü tecrübe ile birlikte ihtiyaçlarınız da netleşiyor..
Romantik denizciler motor bile takılı olmayan teknelerde seyahat edebileceklerini sanıyorlar. Yanılmıyorlar..ama derseniz ki yolda kaç tane gördün.. Bir.. Herkes kendi bedeninden sorumludur. Bedeni yapabilirliklerin vardır ve unutma yaşlanıyorsun. Bu tekne de uzun yıllar yaşamak istiyorsan eğer mutlaka arma ve donanım kendi bedenine göre olacak. Hava atmaya gerek yok..ben direk dibinde ki arma ile zorlanıyorum. Kaldı ki tek seyirde de teknenin üzerinde bale yaparım diyenlere gülüyorum.. Biz yapamıyorsak kötü müyüz yani.. Hiç alakası yok. Bunu size yapmalarına izin vermeyin derim ben..


Ve Alfred gelir!

İki hafta sonra tekne de Alfred ile buluştuk. Enteresan Alman olduğu düşünen bir Avusturya’lı.. Kamyon şoförü.. Eşi Tayvanlıymış.. Ne yapayım diyor..tek başına olmuyor..eşim denizi sevmiyor..ee bir de üzerine çalışıyor, nasıl gelsin buraya…
Baktım gözleri doldu.. Havuzluktayız Ben, Ali, Hakan, Alfred ve Gino’dan Anatol ..bi tuhaf olduk.. Çoşkuyla anlatıyor..tek tek, bölme bölme her yanı açıyor anlatıyor.. Neler var neler her bir bölmede. Sonrasında kendisini St.Alfred ilan ettik ve 23 Eylül’ü St.Alfred günü diye kutluyoruz. Dalış takımı ve asimetrik balon çıktı tekneden!
Sonra ben anlattım..o anlattı..ben anlattım..o anlattı..sonra bir bira Symina’ya içtik.. Ağladık ikimizde; bildiğin iç çekerek hüngür hüngür.. Derken bir bira Eos’a içtik..gene ağladık ikimiz hüngür hüngür çocuklar gibi..ohh beee..var ya..ruhun yıkanıyor ağlayınca..
Ali,Hakan ve Anatol ellerinde biralar dona kaldılar..biz ağlıyor,içiyor ve serserice sıralamasına bakmadan onlarca güzel anıyı anlatıyoruz..
Derken Alfred elini kasaraya sürdü.. Eos dedi.. Dilek senin yeni kaptanın..ona iyi bak ve onu okyanusa götür..
Orada işte zaten herkes koy vermiş palamarı.. yazarken bile zordur o anı anlatmak sizlere..
Sonrasında survey yaptırdık bir İngiliz beyefendi geldi.. 16 sayfa ayrıntılı survey sonucunda verdiğimiz paraya değecek bir tekne olduğunu da iç rahatlığıyla görünce kızı aldık..
Ve Eos ilk seyrini benimle değil Ali Korsan ve Hakan Hamiş ile yaptı.. Hakan Hamiş sağ olsun ben iş yerinden izin alamayınca (hatta bırak izni Londra’daydım bir dizi toplantı için) bila bedel teknemi getirmeyi teklif etti. Ali Korsan yolda çok şey öğrendiğini ve eğlendiğini anlatır durur hala..Bu arada bir durak da Kerim Şengel Korsan Hakan’a eşlik etti.. Tüm fotoğraflarını kıskandım..imrendim..çatladımmmmmmmmm…

Sonunda Marmara Adası’nda Eos ile buluştuk.. Önce Trilye, sonra West İstanbul Marina’ya geldik. Ve Evimiz olan G pontonuna ulaştık..
Zaman ve para kaygısı arasında bulunan mutluluklar şerefine içmek istiyorum.. Biz bulabilen şanslılarız. Bu nedenle egoluyuz, bu nedenle kıskanç.. O kadar büyük bir işi aslında başarıyoruz ki.. keşke birlik olmanın bunun dışında olduğunu da kavrayabilsek. Ve büyüttüğümüz egoyu pasarellanın dışında bırakabilsek.. Bu benim kuracağım bir hayal değil, hiç niyetim yok..

IMG-20160629-WA0001

Benim hayalimin yeterince derin gerçekleri var.. Para kazanmam gerek.. ve tekne donatmam, tamir yapmam, ailemle ilgilenmem, bir de kalan zamanda denize çıkmam.. kendi gerçeklerimi kabullendiğimden bu yana çok mutluyum. Size de ısrarla tavsiye ederim.

Sevgi ve Saygılarımla,
Dilek Ergül